İnceleme özeti
Gençlik suçluluğuyla mücadelede ceza infaz kurumlarının salt cezalandırıcı rolünün ötesine geçerek kriminojenik riskleri azaltıcı rehabilitasyon süreçlerine odaklanması gerektiği modern kriminolojide geniş kabul görmektedir. Almanya özelinde son yıllarda yasal düzenlemelerin de etkisiyle genç suçlulara yönelik sosyal-terapötik ünitelerin yaygınlaştığı gözlenmektedir. Bu üniteler, bireyleri korunaklı bir terapötik iklimde ele alarak bilişsel-davranışçı müdahalelerle topluma kazandırmayı hedefler. Ancak bu yapılandırılmış ve yüksek maliyetli programların mükerrer suç davranışını önlemedeki gerçek başarısı, özellikle ampirik verilerin ve metodolojik olarak güçlü karşılaştırma gruplarının eksikliği nedeniyle akademik alanda ciddi bir tartışma konusudur.
Bu çalışma, Berlin Gençlik İnfaz Kurumunda sosyal-terapötik tedavi gören 73 genç erkek suçlu ile benzer kriminojenik özelliklere sahip regular (olağan) koğuşlardaki 38 suçludan oluşan kontrol grubunu karşılaştırmaktadır. Araştırmada gruplar arasındaki seçim yanlılığını (selection bias) en aza indirmek amacıyla 12 ön değişken üzerinden eğilim skoru eşleştirmesi (Propensity Score Matching) yöntemi kullanılmıştır. Tedavi grubundaki bireylerin salıverilme sonrasındaki mükerrer suç kayıtları, kontrol grubuyla karşılaştırılarak Cox regresyon analizleri vasıtasıyla zamana bağlı bir biçimde incelenmiştir. Böylece hem programın genel etkililiği hem de cezaevi genelinde sunulan okul ve meslek eğitimi gibi spesifik müdahalelerin diferansiyel etkileri analiz edilmiştir.
Yapılan tek değişkenli Cox regresyon analizleri, sosyal-terapötik tedavinin salıverilme sonrası şiddet içeren veya içermeyen suç tekrarı üzerinde doğrudan, anlamlı bir ortalama etkiye sahip olmadığını göstermiştir. Her iki grupta da suç tekrar oranlarının oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ancak çok değişkenli analizlerde, cezaevi genelinde sunulan mesleki eğitim programlarını tamamlayan veya tahliye anında bu eğitime devam etmekte olan bireylerin şiddet ve cinsel suç tekrar riskinin %31 oranında azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca okul diploması almanın veya eğitim sürecini sürdürmenin de şiddet dışı suçların tekrarını azaltma yönünde anlamlılığa yakın bir eğilim sergilediği saptanmıştır.
Eldelde edilen bulgular, kontrol grubunun aslında tamamen müdahalesiz bırakılmadığını, genç cezaevlerinin yasal olarak sahip olduğu 'eğitsel yönelim' çerçevesinde okul ve meslek eğitimi gibi önemli destekleri aldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, sosyal terapinin yüksek maliyetli ve karmaşık yapısının tek başına ortalama bir etki yaratamamasını açıklayabilir. Çalışma, literatüre kazandırdığı metodolojik titizlik ve Almanya bağlamındaki genç suçlu örneklemiyle, tek başına sosyal terapi paketini değerlendirmek yerine eğitim gibi belirli kriminojenik ihtiyaçlara yönelik spesifik müdahalelerin etkisini ayrıştırmanın önemini göstermektedir. Gelecekteki araştırmalar ve cezaevi politikaları için ampirik bir kılavuz niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal arka planı, Moffitt tarafından ortaya atılan 'yaşam boyu kalıcı' (life-course-persistent) suç davranışı taksonomisine ve Andrews ile Bonta tarafından geliştirilen etkin suçlu rehabilitasyonunun 'Risk, İhtiyaç ve Duyarlılık' (Risk, Need, Responsivity - RNR) ilkelerine dayanmaktadır. Bireysel risk düzeyine uygun yoğunlukta, kriminojenik ihtiyaçlara odaklanan bilişsel-davranışçı müdahalelerin önemi vurgulanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma, kurum içi bilişsel-davranışçı programların cezalandırıcı tedbirlere kıyasla suç tekrarını önlemede daha başarılı olduğunu ortaya koyan Lipsey, Cullen ve Koehler gibi araştırmacıların meta-analitik literatürünü ele almaktadır. Özellikle Avrupa ve Almanya bağlamında genç suçlulara yönelik ampirik çalışmaların eksikliğine ve mevcut çalışmaların metodolojik zayıflıklarına dikkat çekilmektedir.
Yöntem ve araştırma tasarımı
Araştırmanın amacı
Bu çalışmanın temel amacı, gençlik cezaevindeki sosyal-terapötik tedavinin salıverilme sonrasındaki mükerrer suç davranışı üzerindeki etkililiğini yarı deneysel bir tasarım ve eğilim skoru eşleştirmesi yöntemi kullanarak kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak incelemektir (Hausam et al., 2022).
Yöntem ve yaklaşım
Çalışma, Berlin'deki bir gençlik cezaevinde sosyal-terapötik tedavinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla, tedavi alan grup ile almayan kontrol grubu arasındaki seçim yanlılığını gidermek için eğilim skoru eşleştirmesi (PSM) yöntemini kullanan yarı deneysel bir araştırma tasarımı benimsemiştir (Hausam et al., 2022).
- Evren veya inceleme alanı
- Almanya, Berlin'deki gençlik cezaevinde bulunan erkek hükümlüler.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Yaşları 14 ile 22 arasında değişen, şiddet (%94) veya cinsel (%6) suçlardan hüküm giymiş 111 erkek suçlu (73 tedavi grubu, 38 kontrol grubu).
- Veri toplama süreci
- Veriler, tahliye tarihindeki mahkum dosyalarından ve Kasım 2021 itibarıyla Berlin polis veri tabanından (mükerrer suç kayıtları) toplanmıştır.
- Veri analiz yöntemi
- Lojistik regresyon ile eğilim skorlarının tahmini, tam eşleştirme (full matching) prosedürü ve suç tekrarı sürelerini analiz etmek için robust belirsizlik tahminli Cox orantılı risk modelleri kullanılmıştır.
sosyal terapimükerrer suç davranışı (rezidivizm)gençlik cezaevieğilim skoru eşleştirmesi (PSM)mesleki eğitimRisk-İhtiyaç-Duyarlılık (RNR) ilkelerişiddet içeren suçlar
Tartışma ve sonuç
Bulgular, Berlin'deki sosyal-terapötik birimde uygulanan yoğun müdahale paketinin, salıverilme sonrasındaki genel ve şiddet içerikli suç tekrarlarını azaltmada kontrol grubuna göre anlamlı bir üstünlük sağlamadığını göstermektedir. Bu durum, beklentilerin aksine, eklektik psikoterapötik ve pedagojik önlemlerin tek başına suç kariyerini sonlandırmada her zaman yeterli olmadığını kanıtlar niteliktedir.
Yazarlar, bu sonuçun temel nedenlerinden birini, Almanya'daki standart gençlik cezaevlerinin halihazırda eğitici bir yönelime sahip olması ve kontrol grubunun da okul veya mesleki eğitim gibi çeşitli müdahalelerden faydalanmasıyla açıklamaktadır. Bu durum, sosyal terapinin sağladığı yoğun desteğin, standart sistemin sunduğu temel imkânlarla kıyaslandığında istatistiksel olarak marjinal bir fark yaratmasını zorlaştırmaktadır.
Tartışma bölümünde sonuçlar literatürdeki genel eğilimlerle ilişkilendirilmiş; Koehler ve diğerlerinin Avrupa genelindeki meta-analizlerinde raporladığı pozitif tedavi etkilerinin bu spesifik Alman örnekleminde doğrudan karşılık bulmadığına dikkat çekilmiştir. Çalışma, RNR ilkelerinin uygulanmasındaki olası teşhis hatalarının veya kullanılan risk ölçme araçlarının göçmen kökenli bireylerdeki düşük yordama gücünün sonuçları etkilemiş olabileceğini savunmaktadır.
Sonuç olarak, cezaevi ortamında yürütülen müdahalelerin etkililiğinin yalnızca sosyal terapi gibi bir üst kavram üzerinden değil, sunulan spesifik eğitim ve mesleki beceri kazandırma programları üzerinden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Araştırma, yüksek maliyetli birimlerin meşruiyetinin, standart uygulamaların ötesinde ne tür bir katma değer sağladığına dair daha derinlikli analizlerle sörgülanması gerektiğini önermektedir.
Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması
Koehler ve diğerlerinin Avrupa'daki genç suçlu tedavileri için 1,34 olasılık oranıyla anlamlı pozitif etkiler rapor etmesine rağmen, bu çalışma Alman cezaevi sistemindeki sosyal-terapötik birimlerin genel rezidivizm oranlarında kontrol grubuna karşı benzer bir üstünlük sağlamadığını ortaya koyarak literatürdeki heterojen sonuçlara katkıda bulunmaktadır (Hausam et al., 2022).
Yazarların ulaştığı sonuç
Sosyal-terapötik birimlerin yoğun kaynak kullanımına rağmen, mevcut çalışma bu yaklaşımın standart eğitim odaklı cezaevi uygulamalarına kıyasla suç tekrarını azaltmada ortalama bir ek avantaj sağlamadığını, buna karşın mesleki eğitimin suçtan arınmada kritik bir koruyucu faktör olduğunu ortaya koyarak müdahalelerin diferansiyel etkilerine odaklanılması gerektiğini savunmaktadır (Hausam et al., 2022).
Literatürdeki yeri
Bu makale, adli psikoloji ve kriminoloji yazınında uzun süredir devam eden cezaevi müdahalelerinin etkililiği tartışmasına, özellikle genç suçlular özelinde ampirik ve yöntemsel bir derinlik kazandırmaktadır. Almanya'daki yasal değişiklikler sonrasında hızla yayılan sosyal-terapötik birimlerin mahkûm salıverilme sonrasındaki suç tekrarı üzerindeki net etkisini, tam eşleştirilmiş bir kontrol grubuyla inceleyerek alandaki nicel veri eksikliğini kapatmaktadır. Geleneksel olarak yetişkin suçlular üzerinde yoğunlaşan sosyal terapi değerlendirmelerini gençlik ceza infaz kurumlarına taşıması ve karmaşık müdahale paketlerini istatistiksel olarak ayrıştırmaya çalışması, onu literatürde öncü ve referans gösterilen bir konumda tutmaktadır. Çalışma, teorik beklentiler ile cezaevi uygulamalarındaki pratik sonuçlar arasındaki uçurumu açığa çıkararak, değerlendirme araştırmalarının metodolojik sınırlarını ve zorluklarını eleştirel bir perspektifle masaya yatırmaktadır.
Çalışma, Moffitt'in gelişimsel taksonomi teorisi ile Andrews ve Bonta'nın risk, ihtiyaç ve duyarlılık (RNR) ilkelerini kuramsal temel olarak alırken, Lipsey ve Cullen ile Koehler ve diğerlerinin cezaevi rehabilitasyonuna dair meta-analitik bulgularını doğrudan sörgülamaktadır. Önceki Anglo-Amerikan ve uluslararası araştırmaların genel olarak olumlu tedavi etkileri bildirmesine karşın, bu çalışma Alman gençlik cezaevi bağlamında ortalama bir tedavi etkisi bulunmadığını göstererek mevcut birikimle çelişmektedir. Bununla birlikte, mesleki ve okul eğitiminin koruyucu rolüne dair ulaştığı sonuçlar, cezaevlerindeki eğitsel programların suç tekrarlarını azaltmadaki güçlü etkisini vurgulayan önceki ampirik çalışmalarla büyük bir uyum göstermektedir. Ayrıca, önceki araştırmalarda sıklıkla göz ardı edilen kontrol grubunun tamamen tedavisiz kalmama durumu gerçeğini veri analizi sürecine dahil etmesi, önceki çalışmaların metodolojik varsayımlarını yeniden değerlendirmeye açmaktadır.
Literatür taraması hazırlayan araştırmacılar için bu makale, genç suçluların rehabilitasyonunda paket programların genel etkisinden ziyade spesifik bileşenlerin rolüne odaklanılması gerektiğini kanıtlayan kritik bir metodolojik kılavuz işlevi görür. Özellikle yarı deneysel tasarımlarda ve gözlemsel çalışmalarda sıklıkla karşılaşılan seçim yanlılığı (selection bias) sorununu çözmek için eğilim skoru eşleştirmesi (PSM) yönteminin nasıl uygulanacağını somut bir örnek üzerinden sunar. Araştırmacılara, etkililik çalışmalarında kontrol grubunun aldığı standart hizmetlerin kontrol edilmesinin önemini gösterir ve tedavi terklerinin (dropouts) sonuçlar üzerindeki karıştırıcı etkisini ele alarak gelecekteki çalışmalara metodolojik bir çerçeve sunar. Bu yönüyle tarama çalışmalarında, ceza infaz politikalarının maliyet-etkililik tartışmalarını besleyen ve tek tip tedavi yaklaşımlarının sınırlarını gösteren temel bir tartışma kaynağı olarak konumlanır.