İsrail-Filistin çatışması, 1993 Oslo Anlaşmaları'nın ardından bölgesel siyasetin ana eksenini oluşturan iki devletli çözüm paradigmasının işlevselliğini yitirdiği yönündeki tartışmalarla yeni bir evreye girmiştir. Batı Şeria'da derinleşen İsrail yerleşim politikaları, altyapı bütünleşmeleri ve de facto ilhak adımları, Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında eşit olmayan hak rejimine dayalı tek devletli bir gerçeklik yaratmıştır. Bu durum uluslararası ve yerel akademide apartheid yapısının kurumsallaşması olarak nitelendirilmektedir. Söz konusu çalışma, bölgedeki mevcut siyasi dinamikleri ve aktörlerin ufkunu bu sosyo-politik bağlam çerçevesinde ele alarak alan yazındaki temel ayrışmaları haritalandırmaktadır.
Nitel araştırma desenine dayanan bu çalışmada, Ekim 2021 ile Şubat 2022 tarihleri arasında İsrail ve Filistin'de görev yapan seçilmiş siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri ve kamuoyu önderleriyle toplam 38 kapsamlı derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Saha verileri, Batı Şeria'daki Filistinliler, İsrail vatandaşı Filistinliler, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimciler ve İsrail barış kanadı temsilcilerini kapsayan geniş bir örneklem grubundan derlenmiştir. İbrani ve Arap dillerinde yürütülen bu görüşmeler, resmi metinler ve saha gözlemleriyle desteklenerek nitel içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir.
Elde edilen bulgular, İsrailli yerleşimci liderlerin 'ekonomik barış' veya 'çatışmayı küçültme' yaklaşımını benimsediğini ve Filistinlilerin ulusal haklarından vazgeçerek ekonomik refah karşılığında mevcut durumu kabulleneceğini varsaydığını göstermektedir. Buna karşın Filistinli aktörler bu yaklaşımı tamamen reddetmekte, işgal ve ilhak koşulları altında ekonomik barışı bir illüzyon olarak görmektedir. Filistin tarafı, iki devletli çözümü bir idealden ziyade uluslararası hukuki meşruiyetin ve işgale karşı direnişin son kalesi olarak savunmayı sürdürmektedir. İsrail vatandaşı Filistinliler ise karışık şehirlerdeki deneyimlerinden hareketle eşit vatandaşlığa dayalı alternatif ortak yaşam modelleri önermektedir.
Çalışma, çatışmanın çözümüne yönelik ayrışma merkezli klasik Oslo modelinin yerine, güç paylaşımı ve eşit haklar temelinde yeni bir siyasi ufuk tanımlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Filistinlilerin iki devletli çözümden vazgeçmesinin ilhakı meşrulaştırma riski taşıdığı tespit edilirken, konfedere veya iki uluslu yapıların uygulanabilirliği tartışılmaktadır. Çalışmanın literatüre sağladığı temel katkı, İsrail vatandaşı Filistinlilerin ve karma şehirlerin bölgesel barış modelleri açısından taşıdığı laboratuvar niteliğindeki potansiyeli nitel verilerle somutlaştırarak gelecek araştırmalara yön vermesidir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, yerleşimci sömürgeciliği (settler colonialism), ilhak kuramları, güç paylaşımı (power-sharing) ve çatışma yönetimi ilkelerine dayanmaktadır. Ayrışmaya dayalı Oslo paradigmasının bittiğini varsayan post-Oslo çerçevesi, bölgesel ortaklık ve eşit vatandaşlık kavramlarını merkeze alarak güç dengesizliklerini ve ilhak politikalarını analiz etmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma, Lustick'in iki devletli çözümün imkânsızlığına dair tezlerini, Farsakh'ın Filistin devletleşme projesinin tarihsel evrimine ilişkin çalışmalarını, Goodman'ın çatışmayı küçültme yaklaşımını ve Ghanem ile Tilley'nin iki uluslu konfedarasyon ve tek devletli alternatif modeller üzerine literatüre sundukları katkıları ele almaktadır.