Soğuk Savaş sonrasında küresel güç dengelerinin yeniden yapılandırılması ve 2000'li yıllardan itibaren Türkiye'nin iç siyasetinde yaşanan dönüşümler, Türk dış politikasının geleneksel yönelimini derinden etkilemiştir. Bu dönemde, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı altında, ordunun dış politika yapımındaki ağırlığının azalması ve sivil bürokrasi, düşünce kuruluşları ile iş dünyası örgütlerinin karar alma süreçlerine daha aktif katılımı, dış politikada çok boyutlu ve proaktif bir yaklaşımın önünü açmıştır. Akademik çevrelerde 'eksen kayması' olarak adlandırılan ve Türkiye'nin geleneksel Batı ittifakından uzaklaşıp Ortadoğu ve Avrasya'ya yöneldiğini savunan iddialar, özellikle 2010'lu yılların başında bölgede yaşanan jeopolitik hareketlilikler ve Arap Baharı süreciyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye, bir yandan komşularıyla sıfır sorun politikası yürütmeye ve bölgesel bir ekonomik güç olmaya çalışırken, diğer yandan sınır güvenliğini tehdit eden karmaşık risklerle karşı karşıya kalmıştır.
Bu karmaşık jeopolitik çerçevede, çalışmanın temel amacını, Türkiye'nin 2011 yılında topraklarında bir NATO füze savunma radarı konuşlandırma kararının jeopolitik etkilerini dış politika analizi üzerinden incelemek oluşturmaktadır. Araştırma tasarımı, nitel vaka analizi ve tarihsel-analitik yöntemlere dayanmakta olup, karar alma süreçlerindeki sivil aktörlerin rolü, ekonomik çıkarlar ve bölgesel güvenlik ittifakları arasındaki etkileşimi çözümlemektedir. Yazar, Türkiye'nin savunma politikasındaki bu kritik adımı, askeri-teknik gereksinimler ile dış politika söylemi arasındaki denge üzerinden ele almaktadır. Analizde, Malatya Kürecik'te konuşlandırılan AN/SPY-1 radarı ve sınırdaki Patriot füze bataryaları gibi teknik unsurların askeri kapasitesi açıklanırken, bu sistemlerin bölgesel rakipler ve müttefikler tarafından nasıl algılandığı tarihsel bir perspektifle masaya yatırılmaktadır.
Çalışmanın ortaya koyduğu bulgular, Türkiye'nin NATO füze savunma kalkanı konuşlandırma kararının, dış politikada iddia edilen eksen kayması tezlerini önemli ölçüde zayıflattığını ve ülkenin Batı güvenlik şemsiyesine olan stratejik bağlılığını yeniden teyit ettiğini göstermektedir. Kararın alınmasında, İran'ın nükleer programı ve artan balistik füze kapasitesine karşı duyulan güvenlik endişeleri ile Suriye'de başlayan iç savaşın yarattığı tehditler belirleyici olmuştur. Bununla birlikte, Ankara yönetimi, Batı'nın İran'a yönelik doğrudan askeri tehdit ve yaptırım odaklı yaklaşımından farklı olarak, daha temkinli ve arabulucu bir rol üstlenmeye çalışmıştır. Türkiye'nin bu süreçte uyguladığı 'yapıcı belirsizlik' stratejisi, füze kalkanı kararı alınırken İran'ın isminin resmi belgelerde doğrudan bir tehdit olarak geçmesini engellemesini ve elde edilen istihbaratın NATO üyesi olmayan üçüncü ülkelerle paylaşılmamasını şart koşmasını sağlamıştır.
Sonuç olarak, bu çalışma, Türkiye'nin hem Batılı müttefikleriyle olan güvenlik ilişkilerini sürdürdüğünü hem de bölgesel komşularıyla ekonomik ve kültürel bağlarını korumaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Kürecik radarının konuşlandırılması kararı, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak proaktif politikalar izlerken bile nihai güvenlik garantörü olarak NATO ve ABD ile olan stratejik ortaklığına öncelik verdiğini açıkça kanıtlamaktadır. Literatür açısından makale, Türk dış politikasındaki kimlik ve pragmatizm gerilimini, askeri altyapı kararları üzerinden somutlaştıran önemli bir referans niteliği taşımaktadır. Gelecekteki dış politika ve güvenlik araştırmaları için bu çalışma, bölgesel ittifaklar ile küresel savunma stratejileri arasındaki hassas dengelerin anlaşılmasında ve Türkiye'nin Batı odaklı güvenlik kimliğinin sınırlarının analiz edilmesinde kritik bir akademik zemin sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Makale, dış politika analizi çerçevesinde bölgesel güç dengeleri, ittifak teorileri ve güvenlik işbirlikleri yaklaşımlarını kullanmaktadır. Yazar, Türkiye'nin dış politika karar alma süreçlerindeki sivilleşmeyi, ekonomik diplomasiyi ve 'yapıcı belirsizlik' kavramını, Batı odaklı güvenlik yapısı ile bölgesel jeopolitik gerçeklikler arasındaki dengeyi açıklamak için kuramsal bir zemin olarak ele almaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, 2000'li yıllardan itibaren Türk dış politikasındaki değişimleri ele alan geniş bir literatüre dayanmaktadır. Bu kapsamda, Ziya Öniş'in 'yeni' Türk dış politikasının dinamiklerine dair çalışmaları, Kemal Kirişçi'nin 'ticaret devleti' kavramsallaştırması, Şaban Kardaş ve diğer yazarların dış politikadaki eksen kayması ve sivilleşme tartışmaları ile ilgili eserleri ele alınmıştır. Ayrıca, savunma sanayii ve füze sistemlerine dair askeri-teknik analizler ile Türkiye'nin Ortadoğu ve İran politikalarını inceleyen güvenlik çalışmaları literatürü değerlendirilmektedir.