Kuzey Ege'nin coğrafi yakınlığına rağmen ulus-devlet sınırlarıyla birbirinden ayrılan Assos ve Molyvos yerleşimleri, tarih boyunca paylaşılan ortak bir kültürel ekosistemin parçaları olarak gelişmiştir. Antik Dönem'den Osmanlı'ya uzanan süreçte benzer üretim pratikleri, liman odaklı ticaret ağları ve savunma temelli yerleşim stratejileriyle birbirine eklemlenen bu iki kıyı yerleşimi, 20. yüzyıldaki nüfus mübadelesi ve sınır rejimlerinin katılaşmasıyla fiziksel ve simgesel bir kopuş yaşamıştır. Bu çalışma, söz konusu kopuşların yarattığı parçalanmışlığa rağmen, iki yerleşim arasında hâlâ canlılığını koruyan kültürel sürekliliklerin ve ortak mekânsal hafızanın, sınırın geçirgen bir eşik olarak yeniden düşünülmesi yoluyla nasıl birleştirilebileceğini sorunsallaştırmaktadır.
Araştırma, biçimsel kentsel analizlerin ötesine geçerek mekânsal çözümleme, tarihsel arşiv araştırması ve yerinde gözleme dayalı çok katmanlı bir veri setine yaslanan nitel bir yöntemle yapılandırılmıştır. CAD ve GIS tabanlı çizim tekniklerinin yanı sıra 'tasarımsal haritalama' yönteminin kullanıldığı çalışmada, morfolojik yapı, kıyı kullanımı ve üretim peyzajı temel karşılaştırma ölçütleri olarak belirlenmiştir. Sistematik mülakatlar yerine, saha çalışmalarında gerçekleştirilen enformel karşılaşmalar ve yerel hafıza anlatıları üzerinden etnografik bir okuma benimsenmiş; böylece maddi kültürel unsurlar ile maddi olmayan miras ögeleri arasındaki ilişkisel bağlar, iki yerleşimin güncel sosyo-mekânsal dokusu içinde katmanlı bir biçimde çözümlenmiştir.
Bulgular, her iki yerleşimin de topoğrafyaya uyumlu taş mimari, dar sokak dokusu ve zeytincilik temelli kırsal üretim peyzajı bakımından güçlü tarihsel benzerlikler taşıdığını ortaya koymaktadır. Ancak modern dönemde Assos'un arkeoloji odaklı katı bir sit rejimi nedeniyle durağanlaşırken, Molyvos'un kültürel mirasın gündelik yaşam ve agroturizmle bütünleştirildiği daha esnek bir yönetişim modeli geliştirdiği saptanmıştır. Özellikle zeytin hasadı etrafında örülen mevsimsel ritüeller ve kadın emeğinin belirleyici rolü, iki yaka arasında maddi olmayan bir süreklilik kanalı oluşturmaktadır. Çalışma, kıyı kullanımının Assos'ta turistik bir fona dönüşmesine karşın, Molyvos'ta yerel üretim ve balıkçılıkla ilişkisini hâlâ koruduğunu belgeleyerek yönetimsel kopuşların mekânsal etkilerini görünür kılmaktadır.
Tartışma ve sonuç bölümünde, sınır mekânları birer 'ekoton' ve 'palimpsest' alanı olarak tanımlayan yazar, iki yerleşim arasındaki asimetrik gelişimin mikro-diplomatik ve yerel tabanlı stratejilerle aşılabileceğini savunmaktadır. Assos ve Molyvos arasındaki altı deniz millik mesafenin yarattığı coğrafi yakınlık, Babakale-Molyvos hattında mevsimsel deniz bağlantıları, ortak kültürel peyzaj rotaları ve UNESCO çerçevesinde sınır-aşan miras tescili gibi önerilerle desteklenmektedir. Literatürde sınırların sadece birer ayrım çizgisi olarak görülmesine karşı çıkan bu çalışma, Ege'nin müşterek kültürel hafızasını yeniden işler hâle getirerek, sınır mekânlarda ilişkisel bir kavrayış geliştirme yönünde özgün bir kuramsal ve pratik katkı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Araştırma, kültürel ekosistem yaklaşımı ile Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek kuramı ve Balibar ile Stavrides’in sınır mekânlar/eşik kavramları üzerine inşa edilmiştir. Ayrıca tartışma bölümünde, farklı kültürel katmanların kesişimini ifade eden ekoton ve tarihsel izlerin üst üste binmesini tanımlayan palimpsest kavramları kuramsal birer mercek olarak kullanılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma; sınırların toplumsal inşası (Paasi, Newman), kültürel peyzaj analizi (Sauer, Kizos), Ege havzasının tarihsel coğrafyası (Braudel, Bean) ve koruma yönetişimi literatürüyle diyalog kurmaktadır. Özellikle zeytin odaklı kırsal üretim peyzajı ve taş mimari mirasının sınır-aşan niteliğine dair çağdaş tartışmalar ele alınmaktadır.