Kentsel alanlar tarihsel süreçte yoğunluk, yakınlık ve erişilebilirlik avantajları sayesinde ekonomik kümelenmenin ve toplumsal etkileşimin merkezleri olarak gelişmiştir. Ancak COVID-19 küresel salgını ve dijital iletişim teknolojilerindeki hızlı ilerlemeler, şehir merkezlerindeki ticari ve kamusal yapılarda atıllık ve boşluk oranlarının belirgin biçimde artmasına yol açmıştır. Binaların atıl kalması yalnızca mülk sahipleri için finansal kayıp yaratmakla kalmayıp kentsel canlılığı zayıflatmakta, çevre mülklerin değerini düşürmekte ve kentlerin sürdürülebilirlik hedefleri olumsuz etkilemektedir. Alan yazında yapılan incelemeler, mevcut araştırmaların ezici bir çoğunlukla yalnızca tamamen boşalmış binaların bütünsel dönüşümüne odaklandığını göstermektedir. Bu durum, binalardaki boşluğun aslında kademeli ve parçalı biçimde geliştiği gerçeğiyle çelişmekte ve bina yaşam döngüsünün erken aşamalarında müdahale edilmesini engelleyen önemli bir akademik ve pratik boşluk ortaya çıkarmaktadır.
Bu çalışma, kentsel yapılardaki boşluk olgusu ile sürdürülebilir yeniden kullanım yazınının kesişim hatlarını sistematik bir yöntemle incelemek ve boşluğun karar verme süreçlerine nasıl dahil edildiğini haritalandırmak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada PRISMA (Systematic Reviews and Meta-Analyses) protokolüne bağlı kalınarak Scopus veri tabanı üzerinden kapsayıcı bir tarama gerçekleştirilmiştir. Nitel ağırlıklı mimarlık, şehir planlama ve gayrimenkul yönetimi literatürünü temsil eden 43 hakemli akademik makale nihai analiz kümesine dahil edilmiştir. İncelenen çalışmalar, binaların müdahale ölçeği (bütünsel bina, çok seviyeli karma kullanım, kısmi adaptasyon ve geçici adaptasyon) ve müdahale zamanlaması açısından sınıflandırılarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma tasarımı, hem boşluğun alan yazındaki kavramsallaştırılma biçimlerini sörgülamakta hem de metodolojik şeffaflık sağlayarak benzer kentsel çalışmalara kopyalanabilir bir analiz yapısı sunmaktadır.
Sistematik derlemenin bulguları, ele alınan 43 makalenin 27'sinin yeniden kullanımı yalnızca 'bütünsel bina dönüşümü' (WBAR) seviyesinde değerlendirdiğini, parçalı veya geçici adaptasyon seçeneklerinin ihmal edildiğini açığa çıkarmaktadır. Araştırmaların büyük kısmında boşluk olgusu veri tabanlı olarak çözümlenmek yerine araştırmanın başında sörgülanmadan kabul edilen bir varsayım olarak bırakılmıştır. Çok kriterli karar verme modellerinde (MCDA) boşluk ana gerekçe olarak gösterilmesine rağmen karar kriterleri arasında nicel veya nitel bir parametre olarak yer almamaktadır. Buna ek olarak, piyasadaki yüksek ortalama boşluk oranlarının binaların tamamen boş olduğu anlamına gelmediği, atıllığın genellikle katlar veya bölümler arasında dağıldığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, binaların henüz tamamen terk edilmeden önce sürdürülebilir geçici/deneme yeniden kullanım (STAR), kısmi yeniden kullanım (PAR) ve çok seviyeli karma kullanım (MUML) gibi esnek ölçeklerle dönüştürülmesini öngören yeni bir kuramsal çerçeve geliştirilmiştir.
Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümleri, önerilen sürdürülebilir yeniden kullanım çerçevesinin kentsel politika geliştirme ve varlık yönetimi açısından taşıdığı kritik önemi vurgulamaktadır. Yazarlar, binaların yıkılması yerine yeniden kullanılmasının gömülü enerjiyi koruyarak karbon emisyonlarını azaltacağını ve döngüsel ekonomiyi destekleyeceğini belirtmektedir. Atkinson'ın çöküntü kuramı ve döngüsel kentleşme ilkeleri ışığında yapılan değerlendirmeler, boşluğun erken teşhis edilmesinin bina ömrünü uzattığını ve kentsel soylulaştırma veya çöküntü risklerini dengelediğini göstermektedir. Bu araştırma, Türk araştırmacılar ve kent mimarları için kentsel dönüşüm, binaların yeniden kullanımı ve boşluk yönetimi konularında tez ve makale çalışmalarına doğrudan uygulanabilir metodolojik ve kuramsal bir zemin sunmaktadır. Binalardaki atıllık süreçlerinin parçalı boyutlarını ölçmeye ve politikaya dönüştürmeye yönelik gelecekteki ampirik çalışmalara yön vermesi bakımından literatürde belirleyici bir yere sahiptir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma kuramsal çerçevesini kentsel sürdürülebilirlik (çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlar), kentsel dayanıklılık, döngüsel ekonomi ilkesi olan gömülü enerjinin yeniden kullanımı ve bina yaşam döngüsündeki işlevsel/fiziksel eskimeden atıllık (obsolescence) kuramları üzerine inşa etmektedir. Ayrıca Atkinson'ın sinking stack teorisi ve binaların aşamalı atıllaşma süreçleri tartışmanın odak noktasını oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, son on yılda yayımlanan ve Scopus veri tabanından PRISMA protokolüne göre seçilen 43 akademik makaleyi sistematik olarak incelemektedir. İnceleme; Bullen ve Love'ın sürdürülebilir yeniden kullanım ve çevre ilişkisi çalışmalarını, Wilkinson ve Reed'in ticari bina adaptasyon sürücülerini, Remøy ve van der Voordt'un konuta dönüştürme araştırmalarını, Langston ve Conejos'un adaptasyon potansiyel modellerini ve Plevoets ile Sowińska-Heim'ın yerel adaptasyon yaklaşımlarını kapsamaktadır.