Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede kentsel alanlar, dünya genelindeki karbondioksit emisyonlarının yaklaşık dörtte üçünden sorumlu olmaları nedeniyle kilit rol oynamaktadır. Türkiye'de Yeşil Mutabakat Eylem Planı ile ivme kazanan karbon nötr hedefleri, yerel yönetimlerin Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planları (SECAP) aracılığıyla somut stratejilere dönüştürülmektedir. Adana ili özelinde ulaşım sektörü, kentsel emisyon envanterinin yüzde 27lik önemli bir kısmını oluşturarak çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir müdahale alanı olarak öne çıkmaktadır. İncelenen makale, bu bağlamda kentsel toplu taşıma sistemlerinde fosil yakıt bağımlılığını azaltacak teknolojik dönüşümün çevresel etkilerini teknik ve sayısal bir yaklaşımla analiz etmektedir.
Çalışmanın temel amacı, Adana metropol bölgesindeki belediye ve özel toplu taşıma filolarının alternatif enerji sistemlerine geçişinin sera gazı azaltım potansiyelini belirlemektir. Araştırmada metodolojik olarak, 2020 baz yılı verileri üzerinden Kaya Kimliği (Kaya Identity) modeli kullanılarak 2030 yılına kadar uzanan emisyon projeksiyonları geliştirilmiştir. Veri toplama sürecinde Adana Büyükşehir Belediyesi'nin operasyonel istatistikleri, araç türleri ve katedilen mesafe bilgileri kullanılmış; ayrıca ulaşım sektörünün iklim değişikliği kapasitesini ölçmek için kapsamlı bir GZFT (SWOT) analizi uygulanmıştır. Bu yöntem, hem mevcut altyapısal durumu hem de gelecek dönem projeksiyonlarını birleştiren bütüncül bir değerlendirme sunmaktadır.
Analiz bulguları, elektrikli araç teknolojisinin dizel otobüslere kıyasla sera gazı emisyonlarında yüzde 81,93 gibi çarpıcı bir azalma sağladığını kanıtlamaktadır. Hidrojen yakıtlı araçlar yüzde 57,37 oranında bir düşüş sergilerken, Sıkıştırılmış Doğalgaz (CNG) kullanan araçların azaltım potansiyeli yüzde 22,77 ile daha sınırlı kalmaktadır. Araştırma sonuçları, herhangi bir iyileştirme yapılmadığı takdirde Adana'daki toplu taşıma kaynaklı emisyonların 2030 yılında belediye ve özel filolarda sırasıyla 22.859 ve 28.137 tCO2e değerlerine ulaşacağını öngörmektedir. Bu veriler, kentin iklim değişikliği hedeflerine ulaşabilmesi için elektrikli ve hidrojenli araçların stratejik bir gereklilik olduğunu sayısal kanıtlarla ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak çalışma, kentsel ulaşım yönetiminde teknolojik dönüşümün iklim hedefleriyle uyumunu tartışarak yerel yönetimler için uygulamaya yönelik bir yol haritası sunmaktadır. Yazarın tartışması, elektrikli araçların karbon ayak izinin, şarj altyapısının yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenmesi durumunda yüzde 100e kadar indirilebileceği üzerinde durmaktadır. Mevcut literatürdeki benzer kentsel çalışmalarla kıyaslandığında bu araştırma, Adana ili özelinde sunduğu sektörel projeksiyonlar ve SWOT analizi ile özgünleşmektedir. Makale, belediyelerin stratejik planlama ve sürdürülebilir mobilite projelerinde veri odaklı karar almalarını sağlayacak teorik bir zemin oluşturarak literatürdeki boşluğu doldurmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Araştırma, sera gazı emisyon projeksiyonlarının hesaplanmasında uluslararası kabul görmüş Kaya Kimliği (Kaya Identity) modelini temel almaktadır. Bu model; nüfus, kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla, ekonominin enerji yoğunluğu ve karbon yoğunluğu gibi dört temel faktörü birleştirerek emisyon tahminleri yürütmektedir. Ayrıca, Belediye Ölçeğinde Sera Gazı Emisyon Envanterleri için Küresel Protokol (GPC) standartları ve IPCC 5. Değerlendirme Raporu’ndaki küresel ısınma potansiyeli katsayıları teorik hesaplama çerçevesini oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, iklim değişikliğinin çevresel etkilerine dair güncel tartışmalarla başlayarak, Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı ve Belediye Başkanları Küresel İklim ve Enerji Sözleşmesi (GCoM) çerçevesindeki yerel taahhütleri ele almaktadır. Literatürde Antalya, İzmir, Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerin SECAP raporları ile ulaşım tabanlı emisyon değerleri karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Ayrıca, sürdürülebilir ulaşım için alternatif yakıtların (CNG, elektrik, hidrojen) enerji yoğunluğu ve emisyon faktörlerine dair teknik çalışmalar ve Avrupa Çevre Ajansı (EEA) verileri referans alınarak kentsel dönüşümün gerekliliği temellendirilmiştir.