Dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte çocuk ve ergenlerde gözlemlenen patolojik dijital kullanım, bireylerin akademik, sosyal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Aile ortamı, ergenlerin davranışsal tutumlarının şekillenmesinde en doğrudan ve sürekli çevre olarak öne çıkmaktadır. Ebeveynlerin çocuklarıyla etkileşim halindeyken akıllı telefon veya diğer dijital cihazlarla aşırı meşgul olmaları biçiminde tanımlanan ebeveyn tel fobliği, çocukta duygusal ihmal ve reddedilme algısı yaratmaktadır. Ancak mevcut ampirik yazında ebeveyn tel fobliği ile patolojik dijital kullanım arasındaki ilişkinin gücü ve bu ilişkiyi şekillendiren düzenleyici faktörler konusunda tutarsız bulgular mevcuttur. Bu çalışma, alan bağlamındaki akademik belirsizlikleri gidermek ve genel etki büyüklüğünü belirlemek amacıyla yürütülmüştür.
Çalışmanın temel amacı, ebeveyn tel fobliği ile çocuk ve ergenlerin patolojik dijital kullanımı arasındaki ilişkinin büyüklüğünü tespit etmek ve çelişkili araştırma sonuçlarının arkasındaki düzenleyici mekanizmaları incelemektir. Araştırmada Ebeveyn Kabul-Red Kuramı ve Telafi Edici İnternet Kullanımı Kuramı teorik çerçeve olarak benimsenmiştir. Çince ve İngilizce akademik veri tabanlarından PRISMA standartlarına uygun olarak 2015-2025 yılları arasında yayımlanmış 50 bağımsız ampirik çalışma (toplam 53.304 katılımcı) derlenmiştir. Rastgele etkiler modeli kullanılarak korelasyon katsayıları birleştirilmiş, yayın yanlılığı testleri, heterojenlik analizleri, alt grup analizleri ve meta-regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir.
Meta-analiz bulguları, ebeveyn tel fobliği ile çocuk ve ergenlerdeki patolojik dijital kullanım arasında orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir (r = 0,308, %95 GA [0,280, 0,336]). Düzenleyici değişken analizleri, ebeveyn tel fobliği ölçme araçlarının, patolojik dijital kullanım ölçme araçlarının ve patolojik dijital kullanımın davranışsal alt türlerinin bu ilişkiyi anlamlı şekilde düzenlediğini ortaya koymuştur. Akıllı telefon bağımlılığı alt grubunda en yüksek etki büyüklüğü (r = 0,331) elde edilirken, bunu kısa video bağımlılığı (r = 0,246), internet bağımlılığı (r = 0,244) ve oyun bağımlılığı (r = 0,205) izlemiştir. Buna karşılık yaş grupları, erkek çocuk oranı, tek çocuk oranı ve kırsal-kent yerleşim yeri değişkenlerinin anlamlı bir düzenleyici etkisi saptanmamıştır.
Elde edilen bulgular, ebeveyn tel fobliğinin ergenlik dönemindeki patolojik dijital kullanım riskini artıran önemli bir ailevi faktör olduğunu doğrulamakta ve Ebeveyn Kabul-Red ile Telafi Edici İnternet Kullanımı Kuramlarına nicel destek sunmaktadır. Araştırma, ölçme aracı seçimlerinin ve bağımlılık alt türlerinin bulgular üzerindeki belirleyici rolünü göstererek literatürdeki tutarsızlıkların metodolojik kaynaklarını açıklığa kavuşturmaktadır. Gelecek araştırmalarda yerel ve aile içi dinamiklere duyarlı ölçme araçlarının tercih edilmesi gerekliliği vurgulanmakta; aile, okul ve klinik müdahale programları için ebeveyn ekran kullanımının düzenlenmesinin kritik önemi ortaya koyulmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma kuramsal temelini Ebeveyn Kabul-Red Kuramı (Parental Acceptance-Rejection Theory) ve Telafi Edici İnternet Kullanımı Kuramı (Compensatory Internet Use Theory) üzerine kurmaktadır. Ebeveyn kabul-red kuramına göre ebeveynin dijital cihazlarla meşgul olarak çocuğuna ilgisiz kalması duygusal reddedilme olarak algılanır. Telafi edici internet kullanımı kuramına göre ise gerçek yaşamda duygusal eksiklik ve reddedilme hisseden bireyler, bu olumsuz duyguları telafi etmek amacıyla dijital ortamlara yönelmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Literatürde ebeveyn tel fobliğinin ergenlerin dijital bağımlılık davranışları üzerindeki doğrudan etkilerine ilişkin zıt görüşler bulunmaktadır. Birçok görgül araştırma ebeveyn tel fobliğinin patolojik dijital kullanımı artırdığını savunurken, sınırlı sayıda çalışma bu doğrudan ilişkinin anlamsız olduğunu veya aracı değişkenlere bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca ölçme araçları ve bağımlılık türlerinin ilişkide yarattığı farklılıklar sistematik bir bütünlük içinde ele alınmamıştır.