COVID-19 pandemisi halk sağlığı krizinin ötesine geçerek bireylerin ve toplumların psikolojik iyi oluş hallerini derin bir biçimde sarsmıştır. Özellikle genç yetişkinler ve yükseköğretim öğrencileri, yüz yüze eğitime ara verilmesi, kısıtlamalar, kampüs yaşamından uzaklaşma, ekonomik güçlükler ve geleceğe yönelik istihdam belirsizlikleri sebebiyle ruh sağlığı bozulmalarına karşı en kırılgan gruplardan birini oluşturmuştur. Pandeminin ilk aylarında yaşanan belirsizlik ve panik dalgası, sürecin uzamasıyla birlikte yerini kronikleşen bir psikososyal yüke bırakmıştır. Bu durum, öğrencilerin algıladıkları stres düzeylerini artırırken, anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi klinik belirtilerin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Literatürde pandeminin ilerleyen evrelerindeki ruh sağlığı dinamiklerini ve koruyucu/risk faktörlerini ampirik verilerle ortaya koyacak kapsayıcı çalışmalara duyulan ihtiyaç bu araştırmanın temel arka planını oluşturmaktadır.
Araştırmanın temel amacı, Türkiye'deki üniversite öğrencilerinde salgının ikinci dalgası sırasında (Kasım-Aralık 2020) stres, anksiyete, depresyon ve TSSB yaygınlığını tespit etmek, demografik ve virüse maruz kalma değişkenlerinin bu ruh sağlığı sorunlarını nasıl yordadığını çözümlemektir. Nicel ampirik desende tasarlanan araştırmada, Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerinde yer alan yedi üniversiteden çevrim içi anket yöntemiyle ulaşılan 754 öğrenciden veri toplanmıştır. Ölçüm araçları olarak Algılanan Stres Ölçeği (PSS-10), Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (GAD-7), Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9), Travma Sonrası Stres Bozuklığı Kontrol Listesi (PCL-C) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (SWLS) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve çoklu lojistik regresyon tekniklerinden yararlanılarak değişkenler arasındaki ilişkiler ve yordayıcı güçler test edilmiştir.
Elde edilen ampirik bulgular, örneklem genelinde yüksek stres yaygınlığının yüzde 84.2, yüksek yaygın anksiyete oranının yüzde 36.2, depresyon semptomları yaygınlığının yüzde 55.0 ve klinik TSSB oranının yüzde 61.2 seviyesinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca öğrencilerin yüzde 20.3'ünün ciddi intihar riski taşıdığı belirlenmiştir. Korelasyon analizleri dindarlık ve maneviyat düzeylerinin anksiyete, depresyon ve TSSB ile anlamlı düzeyde negatif ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Lojistik regresyon modelleri ise kadın cinsiyetinin, iş kaybının ve ekonomik durumdaki bozulmanın yüksek stres ve TSSB için güçlü birer risk faktörü olduğunu doğrulamıştır. Üçüncü sınıf öğrencilerinin ve yakınını kaybedenlerin anksiyete ve depresyon skorlarının belirgin şekilde yüksek olduğu tespit edilmiştir. İkinci dalgada ilk dalgaya kıyasla anksiyete ve stres seviyelerinde artış gözlenirken, fiziksel aktivite sürelerinde ciddi bir düşüş yaşandığı görülmüştür.
Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümleri, elde edilen bulguları küresel ve ulusal literatürdeki benzer araştırmalarla ilişkilendirerek kapsamlı bir değerlendirme sunmaktadır. Yazarlar, dindarlık, maneviyat ve fiziksel aktivite gibi unsurların travmatik olaylar karşısında tampon görevi görerek psikolojik dayanıklılığı desteklediğini vurgulamaktadır. İkinci dalgada artan TSSB ve intihar düşüncesi oranları, yükseköğretim kurumlarının ve kamu otoritesinin öğrencilere yönelik acil psikososyal ve ekonomik destek mekanizmaları geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Bu araştırma, salgının boylamsal etkilerini anlamak ve üniversitelerin rehberlik merkezleri için somut müdahale stratejileri oluşturmak adına literatür taramalarında temel bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, stres-başa çıkma kuramsal çerçevesine, psikolojik dayanıklılık modellerine ve travma sonrası stres kuramına dayanmaktadır. Bireylerin dışsal tehditler (salgın, ekonomik kayıp, yakın kaybı) karşısında algıladıkları stres ile dindarlık, maneviyat, fiziksel aktivite gibi koruyucu faktörler arasındaki ilişkiyi ampirik düzeyde incelemektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, pandeminin yükseköğretim öğrencileri üzerindeki psikososyal etkilerini inceleyen uluslararası ve ulusal literatürü ele almaktadır. PSS-10, GAD-7, PHQ-9, PCL-C ve SWLS ölçekleri üzerinden dünya genelinde (ABD, Çin, Fransa, Bangladeş vb.) ve Türkiye'de yapılan önceki araştırmaların bulgularıyla karşılaştırmalı bir tartışma yürütmektedir.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- Türkiye'deki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeyindeki üniversite öğrencileri.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerinde yer alan yedi üniversiteden kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 754 üniversite öğrencisi.
- Veri toplama süreci
- Veriler, Kasım ve Aralık 2020 tarihleri arasında Google Forms üzerinden hazırlanan ve e-posta, WhatsApp, MsTeams ve Instagram gibi sosyal platformlar aracılığıyla dağıtılan çevrim içi anket formuyla toplanmıştır.
- Veri analiz yöntemi
- Toplanan nicel verilerin analizinde betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma), tek yönlü ANOVA, post-hoc Tukey testleri, Pearson korelasyon analizi ve çok terimli lojistik regresyon (multinomial logistic regression) analizleri kullanılmıştır.
Algılanan Stres (PSS-10)Yaygın Anksiyete Bozukluğu (GAD-7)Depresyon Belirtileri (PHQ-9)Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PCL-C)Yaşam Doyumu (SWLS)Dindarlık ve Maneviyat DüzeyiCOVID-19'a Maruz Kalma DerecesiSosyo-Demografik Değişkenler (Cinsiyet, Yerleşim Yeri, Ekonomik Durum, İş Kaybı)
01Araştırma örneklemindeki üniversite öğrencilerinde yüksek algılanan stres (%84,2), klinik düzeyde anksiyete bozukluğu belirtileri (%36,2), depresyon belirtileri (%55,0) ve travma sonrası stres bozukluğu (%61,2) yaygınlığı tespit edilmiştir(Aslan & Çınar, 2023).
02Öğrencilerin dindarlık ve maneviyat düzeyleri; anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile anlamlı derecede negatif yönlü bir ilişki sergilemektedir; dindarlık seviyesi yüksek olan öğrencilerin stres ve TSSB riski daha düşüktür(Aslan & Çınar, 2023).
03Cinsiyet, medeni durum, yerleşim yeri, sınıf düzeyi, fiziksel aktivite, koronavirüs semptomları sergileme, yakın bir akrabanın ölümü, iş kaybı ve ekonomik durumdaki kötüleşme gibi değişkenler, öğrencilerin psikolojik sorunlarını yordamada anlamlı birer parametredir(Aslan & Çınar, 2023).
04Depresyon ölçeğinde yer alan kendine zarar verme ve ölüm düşüncelerine yönelik maddeye verilen yanıtlar doğrultusunda, araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %20,3'ünün ciddi düzeyde intihar riski altında olduğu belirlenmiştir(Aslan & Çınar, 2023).