Almanya, İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana çok sayıda göç dalgasına ev sahipliği yapmış olup göçmenlerin işgücü piyasasına entegrasyonu hem ekonomik bağımsızlık hem de toplumsal uyum açısından kilit bir bileşen olarak kabul edilmektedir. Ancak mevcut nicel yazının incelenmesi, araştırmaların ağırlıklı olarak erkek göçmenlerin dinamiklerine odaklandığını ve kadınların deneyimlerinin arka planda kaldığını göstermektedir. Kadınların zamanında istihdam edilmemesi yoksulluk oranlarını artırmakta, refah devletine bağımlılığı uzatmakta ve göçmen çocukların erken çocukluk eğitimi gibi kamusal hizmetlerden yararlanma şansını olumsuz etkilemektedir. Buna ek olarak, çalışmama durumunun anne-kız ilişkisi üzerinden nesiller arası aktarılması, bu dezavantajlı durumun sonraki dönemlere de taşınmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda, kadın göçmenlerin işgücü piyasasındaki konumlarını kendi hakları bağlamında ele alan toplumsal cinsiyet duyarlı bir yaklaşımın benimsenmesi kaçınılmaz bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, Almanya'da en fazla 18 aydır ikamet eden Polonyalı ve Türk kadın neuzuwandererlerin işgücüne katılım süreçlerini incelemektir. Araştırmacılar, farklı kültürel kökenlere ve toplumsal cinsiyet değerlerine sahip bu iki grubun işgücüne dahil olma kararlarını analiz etmek üzere SCIP projesinin ilk dalga verilerinden yararlanmışlardır. Örneklem, 18 ila 60 yaşları arasında, işgücünde aktif olan veya işgücüne girme riski taşıyan toplam 829 kadından (490 Polonyalı ve 339 Türk) oluşmaktadır. Yöntemsel olarak, bağımlı değişkenin ikili yapısı nedeniyle lojistik regresyon analizleri tercih edilmiş; sırasıyla temel model, kaynak modeli ve motivasyon modelleri aracılığıyla demografik özellikler, beşeri sermaye, ev sahibi ülkeye özgü dil ve sosyal sermaye ile göç motifi, aile statüsü ve dindarlık gibi motivasyonel faktörler adı adım modele dâhil edilmiştir.
Elde edilen bulgular, ilk aşamada Türk kadınların Polonyalı kadınlara kıyasla işgücüne katılımda dezavantajlı olduğunu gösteren temel modelin, kaynaklar kontrol edildiğinde bu farkın istatistiksel anlamını yitirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle menşe ülkeden getirilen iş deneyimi ve Almanca dil yeterliliği, iki grup arasındaki katılım oranları farkının kapanmasında belirgin bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, göç motifi, hanedeki çocuk varlığı ve dindarlık düzeyi gibi motivasyonel faktörler modele eklendiğinde, Türk kadınların lehine hafif ancak istatistiksel olarak anlamsız bir avantaj ortaya çıkmaktadır. Araştırma, çocuk sahibi olmanın tüm kadın göçmenler için işgücüne katılımda caydırıcı bir engel oluşturduğunu, buna karşın daha önce varsayılanın aksine Müslüman dindarlığının Hristiyan dindarlığına kıyasla işgücüne katılım üzerinde daha olumsuz bir etki yaratmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak bu araştırma, kadın göçmenlerin işgücü piyasasına entegrasyonunda beşeri sermayenin yanı sıra bireylerin çalışma motivasyonunun ve aile ile ilgili kısıtların titizlikle incelenmesi gerektiğini kanıtlamaktadır. Yazında sıklıkla dile getirilen ve Türk kadınların kültürel normlar nedeniyle işgücünden tamamen soyutlandığı yönündeki yaygın kabuller, yeni gelen neuzuwanderer örnekleminde doğrulanmamıştır. Aksine, göçmen kadınların özellikle çocuk bakım imkânları ve dil becerileri desteklendiğinde işgücüne katılım potansiyeli taşıdıkları görülmektedir. Bu çalışma, literatürde erkek odaklı yaklaşımların ötesine geçerek göçmen kadınların erken dönem entegrasyon dinamiklerini anlamaya yönelik ampirik bir temel sunmakta ve sonraki araştırmalar için somut perspektifler sağlamaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Araştırma, temel olarak bireysel beşeri sermaye yatırımlarını ve bunların aktarım süreçlerini ele alan beşeri sermaye kuramını merkeze almakta; bu kuramsal çerçeveyi ev sahibi ülkeye özgü dil ve sosyal sermaye unsurlarının yanı sıra kültürel değerler, göç motifi ve dindarlık gibi toplumsal cinsiyet duyarlı motivasyonel boyutlarla genişletmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Göçmen entegrasyonu yazını, beşeri sermaye teorisi ekseninde erkek göçmenlerin istihdam dinamiklerini ağırlıklı olarak incelemiştir. Kadın göçmenler üzerine yapılan önceki çalışmalar ise genellikle istihdam başarısı veya çalışılan saatler üzerine odaklanmış, bireylerin işgücüne dahil olma yönündeki motivasyonel kararlarını ve kültürel değerlerin etkisini görece eksik bırakmıştır. Bu çalışma, Polonya ve Türkiye örneklemini karşılaştırarak bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.