2011 sonrasında Türkiye'ye yönelen kitlesel göç hareketleri, ev sahibi toplum ile sığınmacılar arasında karmaşık psikososyal dinamikleri beraberinde getirmiştir. Üniversiteler, evrensel değerlerin ve toplumsal kabulün en üst düzeyde savunulduğu steril alanlar olarak kabul edilse de, azınlık grupları için örtülü dışlanma ve marjinalleşme mekanizmalarının işlediği mikro-alanlar haline gelebilmektedir. Literatürde Suriyeli öğrencilerin yükseköğretim deneyimlerine odaklanan sınırlı sayıda araştırma bulunmakla birlikte, bu süreçlerin azınlık stresi kuramsal çerçevesinde ele alınması büyük bir boşluk olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla, göçmenlerin yerel nüfusla kurdukları etkileşimin niteliği ve bunun sosyo-kültürel ayrışma süreçleriyle olan ilişkisinin derinlemesine çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'de geçici koruma statüsü altında bulunan ve zorunlu göç deneyimi yaşamış Suriyeli üniversite öğrencilerinin maruz kaldıkları azınlık stresinin sosyo-kültürel ayrışma süreçlerindeki rolünü incelemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden biri benimsenmiş ve amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen, Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki üniversitelerde öğrenim gören 13 Suriyeli öğrenciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların Turkmen, Arap ve Kürt kökenli olmalarına dikkat edilmiş, elde edilen sözel veriler NVivo yazılımı kullanılarak tematik analiz yöntemiyle sistematik bir biçimde çözümlenmiştir. Çalışmanın güvenirliğini artırmak için üye kontrolü ve araştırmacı üçgenlemesi tekniklerine başvurulmuştur.
Gerçekleştirilen tematik analizler sonuçunda, Suriyeli öğrencilerin yerel halkla sosyalleşme süreçlerinde sosyo-kültürel ayrışmayı derinleştiren dört temel tema belirlenmiştir. Bu temalar sırasıyla; evliliğe karşı güvensizlik, sosyal klikleşmeler, konuşmalardaki içerik farklılaşması ve itici/dışlayıcı bakışlar olarak adlandırılmıştır. Bulgular, katılımcıların hissettikleri azınlık stresi nedeniyle grup içi dayanışma ve sosyalleşme eğilimlerinin arttığını, buna mukabil yerel toplumla olan etkileşimlerinin oldukça kısıtlandığını göstermektedir. Özellikle evliliğin sürdürülebilirliğine dair duyulan güvensizlik, farklı cinsiyet rolleri ve kültürel beklentiler nedeniyle geleceğe yönelik sosyal bütünleşmeyi engelleyen en baskın ayrışma unsurlarından biri olarak tespit edilmiştir.
Elde edilen bulgular, azınlık stresinin sığınmacı gençlerin uyum süreçlerinde yalnızca psikolojik bir yük değil, aynı zamanda yapısal bir ayrışma kaldıracı işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Yazarlar, bu ayrışma refleksinin asimilasyona karşı bir savunma mekanizması olabileceğini ancak uzun vadede entegrasyonun önünde ciddi engeller oluşturduğunu tartışmaktadır. Bu çalışma, sığınmacı gençlerin yükseköğretimdeki uyum sorunlarını bireysel adaptasyon yetersizliklerinden ziyade sistematik azınlık stresi ve mikro-saldırılar üzerinden açıklayarak ulusal literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar, üniversitelerdeki psikolojik danışmanlık birimlerinin ve ruh sağlığı uzmanlarının çok kültürlü duyarlılığa sahip destek programları ve farkındalık çalışmaları geliştirmesi adına stratejik veriler sağlamaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Berry'nin akültürasyon modelleri (entegrasyon, asimilasyon, ayrışma ve marjinalleşme) ile Meyer'in damgalanma, ayrımcılık ve önyargıya maruz kalan etnik azınlık gruplarının yaşadığı psikolojik baskıyı açıklayan azınlık stresi modeline dayanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışmada Türkiye'deki Suriyelilerin uyum ve eğitim deneyimlerine odaklanan ulusal literatür ile azınlık stresi, etnik mikro-saldırılar, gruplar arası temasın sınırları ve göçmenlerin ruh sağlığı sorunlarını inceleyen uluslararası literatür ele alınmaktadır.