İslam kentleşmesi ve mekân sosyolojisi literatüründe, dinin kentsel strüktürü ve toplumsal düzeni biçimlendirme gücü geniş bir tartışma alanına karşılık gelmektedir. Şehirler insan medeniyetinin somutlaştığı dinamik organizmalar olup, toplumların inanç sistemleri ve zihniyet dünyaları doğrultusunda şekillenmektedir. Batı merkezli oryantalist literatür uzun süre İslam şehrini durağan, homojen ve Doğu'ya özgü sınırlılıklarla malul bir model olarak kurgulamış; kentleşme süreçlerindeki yerel, coğrafi ve tarihsel dinamikleri göz ardı etmiştir. Bu çalışmada ele alınan temel araştırma sorunu, İslam kentsel formunun teo-santrik niteliklerinin tarihsel süreç içerisinde nasıl teşekkül ettiği, sekülerleşme ve modernleşme dalgalarıyla nasıl aşındığı ve günümüz yerel yönetim politikalarında bu kimliğin yeniden ne şekilde ihya edilmeye çalışıldığıdır.
Bu araştırmanın temel amacı, İslam şehri teorisinin teorik temellerini ortaya koyduktan sonra, Anadolu kentsel geleneğinin en belirgin temsilcilerinden biri olan Konya kentini tarihsel bir perspektifte incelemektir. Makale, nitel bir tarihsel-betimsel derleme yaklaşımı benimseyerek birincil ve ikincil kaynaklar, seyahatnameler, şer'iye sicilleri ve imar mevzuatları üzerinden bir kentsel dönüşüm analizi sunmaktadır. Çalışmada İslam şehrinin fiziksel (cami merkezli yapı, mahalle düzeni, mahremiyet), ekonomik (vakıf-ahilik sistemi, pazar-cami bütünlüğü) ve sosyal (ümmet bilinci, mahalle kefaleti, sosyal dayanışma) boyutları teorik olarak kavramsallaştırılmakta; ardından Konya'nın Selçuklu başkentliği döneminden başlayıp Osmanlı, erken Cumhuriyet ve 1994 sonrası Milli Görüş belediyeciliği uygulamalarına uzanan mekânsal seyri yöntemsel olarak çözümlenmektedir.
Araştırma bulguları, Konya'nın Selçuklu döneminde Alaaddin Tepesi ve çevresinde inşa edilen saray, cuma camisi, medrese ve pazarlarla tipik bir teo-santrik İslam şehri olarak altın çağını yaşadığını ve yaklaşık 50.000-60.000 kişilik bir nüfusla Anadolu'nun en büyük kentsel merkezi haline geldiğini göstermektedir. Osmanlı döneminde kentsel niteliğini korumakla birlikte ticaret yollarının kaymasıyla gerileyen Konya, 19. yüzyıl Tanzimat reformları ve Cumhuriyet dönemi modernist kentsel müdahaleleriyle ciddi bir mekânsal laikleşme yaşamıştır. Batı tarzı kentsel planlama, çıkmaz sokakların ve geleneksel avlulu evlerin yıkımı, Nalçacı gibi yeni gelişim akslarının yaratılması geleneksel kentsel dokuyu erozyona uğratmıştır. 1994 sonrası muhafazakar yerel yönetimlerin Bedesten ve Mevlana çevresindeki kentsel yenileme projeleri tarihsel merkezi canlandırıp inanç turizmini artırsa da, makro ölçekte kentin neoliberal yatay-dikey büyümesiyle bütüncül bir uyum yakalanamamıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümleri, İslam kentsel mirasının ihyası yönündeki son dönem yerel politikaların sembolik ve turistik başarılarına karşın, kentin genel makroformunda neoliberal kentsel ayrışma ve bireyselleşme eğilimlerinin hakimiyetini sürdürdüğünü vurgulamaktadır. Yazar, camilerin niceliksel artışına rağmen kentsel yaşamı biçimlendirme gücünün niteliksel olarak zayıfladığını tespit etmekte ve tarihsel koruma uygulamalarının parsel bazlı yenilemelerin ötesine geçerek kentsel kimlikle bütünleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu yayın, Türk akademisindeki şehir sosyolojisi, kent tarihi ve kamu yönetimi araştırmacıları için İslam şehir teorisinin ampirik bir kent tarihiyle nasıl eklemlenebileceğini gösteren, mimari ve mekânsal dönüşümün toplumsal zihniyet değişimleriyle ilişkisini kuran kapsamlı bir literatür kaynağı niteliği taşımaktadır.
01İslam dini kentsel yaşamı teşvik etmekte, cuma namazı ve cemaatle ibadet zorunluluğu ile mahremiyet ve sosyal dayanışma ilkeleri çerçevesinde teo-santrik bir kentsel formun oluşmasını sağlamaktadır(Navruz, 2024).
02Anadolu Selçuklu Devleti döneminde başkent olan Konya, 150 hektarlık yerleşim alanı ve gelişkin lonca/vakıf sistemiyle İslam şehrinin altın çağını temsil eden tipik bir kale kent modeli sergilemiştir(Navruz, 2024).
03Tanzimat sonrası mevzuat düzenlemeleri ve Cumhuriyet dönemi modernleşme politikaları Konya'nın geleneksel konut, sokak ve kamu alanı dokusunu değiştirerek mekânsal sekülerleşmeye ve aşınmaya yol açmıştır(Navruz, 2024).
041994 yılı sonrasında muhafazakâr belediyecilik anlayışı doğrultusunda Mevlana Türbesi, Selimiye Camii ve Bedesten ekseninde yürütülen ihya ve yenileme projeleri geleneksel cami-çarşı bütünlüğünü fiziken yeniden inşa etmiştir(Navruz, 2024).