Son yıllarda, daha önce sekülerleşme eğilimlerinin dışında kaldığı düşünülen Müslüman ülkelerde dindarlığın azaldığına dair önemli göstergeler ortaya çıkmıştır. Dini liderlere ve İslamcı partilere olan güvenin azalması ve dinin siyaset üzerindeki etkisinin istenmemesi, bu değişimin temel belirtileridir. Ancak mevcut modernleşme ve dini piyasalar teorileri, Müslüman dünyasındaki bu özgün dönüşümü tam olarak açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Çalışma, bu boşluğu doldurarak, hükümet performansının, özellikle de İslamcı hükümetlerin, dindarlık seviyeleri üzerindeki etkisini araştırmakta ve siyaset ile din arasındaki karşılıklı ilişkinin sekülerleşme sürecindeki önemini vurgulamaktadır.
Bu araştırma, hükümet performansının Müslüman ülkelerde dindarlığın azalmasında önemli bir faktör olabileceği hipotezini ampirik olarak test etmiştir. Yöntem olarak, ilk önce Türkiye’yi bir vaka çalışması olarak ele alarak sekülerleşme teorisinin kısıtlarını göstermiş, ardından Türkiye, Tunus ve Mısır’dan alınan verilerle regresyon analizleri yapmıştır. Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey) ve Arap Barometresi (Arab Barometer) gibi geniş çaplı anket verilerinden faydalanılmış; dindarlık, hükümet etkinliği, eğitim, kentleşme, gelir eşitsizliği ve tehdit algısı gibi değişkenler incelenmiştir. Bu analizlerle, hükümet performansı ile dindarlık arasındaki ilişki, modernleşme teorisinin öngördüğü diğer kontrol değişkenleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir.
Çalışmanın bulguları, hem Türkiye’de hem de Tunus ve Mısır’da hükümet performansı ile dindarlık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Özellikle, İslamcı hükümetler döneminde ekonomik gerileme yaşayan ülkelerde dindarlık seviyelerinin azaldığı tespit edilmiştir. Örneğin, Türkiye’de 2012’den sonra gözlemlenen dindarlık azalması, gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) düşüşüyle paralellik göstermektedir. Mevcut modernleşme teorisinin gelir, gelir ve sağlık eşitsizliği gibi faktörlere dair öngörüleri, Müslüman ülkelerdeki dindarlık değişimini tam olarak açıklayamamıştır; dindarlığın ekonomik refahla pozitif bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Ancak eğitim ve kentleşmenin dindarlık üzerindeki negatif etkisi bir miktar açıklayıcı güç taşımıştır. Dini piyasalar teorisinin din özgürlüğü ile dindarlık arasındaki ilişkisine dair beklentileri de Türkiye verileriyle tam olarak desteklenmemiştir.
Bu bulgular, dinin siyasetle iç içe geçtiği Müslüman ülkelerde hükümetlerin başarısızlıklarının, özellikle ekonomik alandaki yetersizliklerin, sadece siyasi hoşnutsuzluğa değil, aynı zamanda dini kurumlara ve dindarlığa olan güvenin azalmasına yol açtığını ortaya koymaktadır. Bu durum, sekülerleşme sürecine geleneksel teorilerin ötesinde, siyasi performansın belirleyici bir rol oynadığı yeni bir boyut katmaktadır. Literatür taraması yapan araştırmacılar için bu çalışma, Müslüman ülkelerdeki sekülerleşme tartışmalarına politik ve ekonomik faktörleri entegre eden özgün bir perspektif sunmaktadır. Ayrıca, gelecekteki araştırmalar için din-siyaset etkileşiminin karmaşık doğasını daha derinlemesine inceleme ve bu süreçte medyanın ve kamu söyleminin rolünü araştırma yolları önermektedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Ronald Inglehart ve Christian Welzel tarafından geliştirilen revize edilmiş modernleşme teorisi ile dini piyasalar teorisi gibi sekülerleşme literatürünün temel açıklamalarını ele almaktadır. Revize modernleşme teorisi, refah ve varoluşsal güvenlik arttıkça dindarlığın azaldığını savunurken, dini piyasalar teorisi devletin dine müdahale etmediği ve rekabetin serbest olduğu ortamlarda dindarlığın geliştiğini öne sürer. Ancak makale, bu teorilerin Müslüman ülkelerdeki sekülerleşmeyi tam olarak açıklayamadığını iddia ederek, dinin siyasetle olan yakın ilişkisinin ve hükümet performansının dindarlık üzerindeki etkisini merkeze alan yeni bir çerçeve sunar. Bu çerçeve, İslamcı hükümetlerin ekonomik başarısızlıklarının dini kurumlar ve dindarlık üzerinde olumsuz bir etki yaratabileceği fikrine dayanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Bu çalışma, sekülerleşme literatüründeki modernleşme teorisi ve dini piyasalar teorisi gibi ana akım yaklaşımlarla diyalog kurmaktadır. Ronald Inglehart ve Christian Welzel'in revize modernleşme teorisi, Pippa Norris'in varoluşsal güvenlik vurgusu ve Jorg Stolz'un Orta Doğu'daki sekülerleşmeyi açıklama yetersizliği konusundaki görüşleri değerlendirilmektedir. Ayrıca, dinin siyasetle etkileşimini inceleyen Michele Margolis, Mark Chaves ve David E. Cann gibi yazarların çalışmaları ile hükümet performansı ve meşruiyetine odaklanan Johannes Gerschewski ve Daron Acemoglu gibi araştırmacıların katkıları da tartışılmaktadır. Çalışma, özellikle İslamcı partilerin ve dini liderlerin rolünü ele alan Alkan Sevinç Ozcan ve İhsan Yılmaz gibi araştırmacıların bulgularını da kapsamaktadır.