Siyasal coğrafya, 19. yüzyılın sonunda Friedrich Ratzel’in organik devlet teorisiyle şekillenen ve uzun süre emperyalist amaçlara hizmet eden klasik jeopolitik anlayışının gölgesinde kalmıştır. Ancak 1970’li yıllardan itibaren disiplinde yaşanan paradigmatik dönüşüm, post-pozitivist ve post-yapısalcı temellerde coğrafi bilginin iktidar ilişkileri tarafından nasıl inşa edildiğini sörgülayan eleştirel bir boyuta evrilmiştir. Bu değişim, coğrafyayı sadece yeryüzünün tasvirinden ibaret gören yaklaşımları dışlayarak, mekânın sosyal ve siyasal bir kurgu olduğunu savunur. Makale, dünyadaki bu kuramsal ve yöntemsel yenileşme eğilimlerinin Türkiye’deki akademik yazına ne ölçüde yansıdığını ve iki literatür arasındaki farklılıkları bibliyometrik bir perspektifle sorunsallaştırarak alanın mevcut durumunu kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Araştırmanın yöntemsel omurgasını, bilim haritalama tekniklerinden biri olan ağ görselleştirme ve bibliyometrik ağ analizi oluşturmaktadır. Küresel eğilimleri saptamak amacıyla Web of Science veri tabanında taranan Political Geography ve Geopolitics dergilerinden elde edilen veriler, VOSviewer ve R programı kullanılarak analiz edilmiştir. Türkiye ölçeğindeki durumu değerlendirmek için ise DergiPark veri tabanı üzerinden siyasal coğrafya ve jeopolitik kavramlarını temel alan geniş kapsamlı bir tarama yapılmış, elde edilen veriler Microsoft Excel aracılığıyla tasnif edilmiştir. Bu karşılaştırmalı tasarım, hem yazar iş birliklerini hem de zaman içindeki kavramsal dönüşümleri görselleştirerek disiplinin mevcut panoramasını somut ve doğrulanabilir verilerle analiz etmektedir.
Yapılan analizler sonuçunda, küresel ölçekteki siyasal coğrafya çalışmalarının 2000 sonrası dönemde kimlik politikaları, feminist jeopolitik, iklim değişikliği ve mülteci sorunları gibi eleştirel temalara yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Buna karşın Türkiye’deki akademik üretimin, büyük ölçüde 1980 öncesi geleneksel jeopolitik anlayışını sürdürdüğü ve enerji güvenliği, askeri stratejiler ile bölgesel riskler gibi klasik konuların dışına çıkmakta zorlandığı belirlenmiştir. Ayrıca, Türkiye’deki coğrafya dergilerinde siyasal coğrafya çalışmalarının toplam yayın içindeki payının sadece yüzde üç virgül yetmiş altı gibi oldukça düşük bir oranda kaldığı görülmektedir. Bu bulgular, yerli literatürün küresel düzeydeki kuramsal tartışmalardan ve post-yapısalcı dönüşümlerden büyük ölçüde kopuk olduğunu ve geleneksel kalıpların dışına henüz çıkamadığını kanıtlamaktadır.
Tartışma ve sonuç bölümünde, siyasal coğrafyanın dünya genelinde kurumsallaşmasını tamamlayarak iktidar pratiklerini sorunsallaştıran bir yapıya büründüğü vurgulanmaktadır. Türkiye’deki çalışmaların ise hala siyasetten arındırılmış bir coğrafya tasviri yapma eğiliminde olması ve disiplinin sistematik bütünlüğünden yoksun kalması, yerel literatürde paradigmatik bir gecikme yaşandığına işaret etmektedir. Bu çalışma, Türk araştırmacılar için literatürdeki bu boşluğu net bir şekilde tanımlamakta ve gelecekteki çalışmaların eleştirel siyasal coğrafyanın tematik sistematiğine yönelmesi gerektiğini göstermektedir. Bibliyometrik göstergeler üzerinden sunulan bu kanıtlar, Türkiye’deki coğrafya eğitiminde ve araştırma gündeminde köklü bir yenilenme ihtiyacını akademik bir zemine taşımakta ve araştırmacılar için somut bir yol haritası sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, klasik jeopolitiğin çevresel determinist ve pozitivist kökenlerini eleştiren; post-yapısalcılık, radikal coğrafya ve eleştirel jeopolitik yaklaşımlarını kuramsal temel olarak kabul eder. Özellikle Foucault ve Derrida gibi düşünürlerin söylem analizi yaklaşımları ile John Agnew ve Gerard Toal’ın eleştirel siyasal coğrafya modellerine dayalı bir perspektif sunulmuştur.
Makalenin ele aldığı literatür
Makalede, klasik jeopolitik ekolünü temsil eden Ratzel, Mackinder, Mahan ve Haushofer'ın determinist görüşlerinden, 1980 sonrası disiplini dönüştüren Agnew, Toal, Dodds ve Dalby gibi isimlerin eleştirel çalışmalarına kadar uzanan geniş bir literatür tartışılmaktadır. Ayrıca Türkiye'deki siyasal coğrafya çalışmalarının tarihsel gelişimi ve apolitikleşme süreçleri bağlamında yerel literatürdeki boşluklar ve eksiklikler değerlendirilmektedir.