Spor sosyolojisi, modern toplumların sporlaşma süreciyle birlikte 20. yüzyılın ikinci yarısında akademik bir alt disiplin olarak somutlaşmış olsa da tarihsel ve kurumsal olarak marjinalleştirilme baskısıyla mücadele etmektedir. Kartezyen düalizmin zihni bedenden üstün tutan mirası, sporu uzun süre entelektüel incelemeye değer görülmeyen bir alan olarak konumlandırmıştır. Günümüzde ise bu marjinalleşme üç iç içe geçmiş çevreleşme (peripherality) katmanında belirginleşmektedir: Sosyal bilimlerin doğa bilimleri karşısında fon ve itibar kaybetmesi (Çevre 1), sosyolojinin iktisat veya siyaset bilimi gibi diğer sosyal bilimler karşısında politika yapım süreçlerinden dışlanması (Çevre 2) ve spor sosyolojisinin ana akım sosyoloji ile spor bilimleri bünyesinde 'oyuncak departmanı' muamelesi görmesi (Çevre 3). Çalışma, bu üçlü çevreleşme yapısının disiplinin kurumsal sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini sorunsallaştırmaktadır.
Bu durum karşısında yazarlar, alt disiplinin mevcut durumunu analiz etmek ve geleceğe dönük stratejik yönelimler belirlemek amacıyla anlatısal bir eleştirel sentez yöntemi benimsemiştir. Yazarların altmış yılı aşan birleşik uluslararası araştırma ve öğretim deneyimine dayanan bu yaklaşım; ampirik yazının, kuramsal modellerin ve kurumsal pratiklerin bütüncül bir biçimde yeniden değerlendirilmesini içermektedir. İncelenen yöntemsel çerçeve; tekil ampirik verilerin ötesine geçerek sosyolojik bilginin üretildiği kurumsal ortamlara, fon mekanizmalarına, disiplinlerarası etkileşimlere ve yayın ontolojilerine odaklanmaktadır. Böylece çalışma, sadece mevcut durumu betimlemekle kalmayıp alt disiplinin akademideki ve toplumdaki konumunu güçlendirecek dönüştürücü ilkeleri sistematik hale getirmeyi hedeflemektedir.
Sentez sonuçunda elde edilen temel önermeler, spor sosyolojisinin sahip olduğu benzersiz güçlü yönleri ve geleceğe dönük yedi temel gelişme eksenini ortaya koymaktadır. Sosyolojinin 'toplum diye bir şeyin var olduğunu' hatırlatan avant-garde yapısı, eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık (EDI) gibi konulardaki öncü rolü en önemli güç kaynağı olarak belirlenmiştir. Gelecek stratejileri kapsamında ise ilk olarak, nitel araştırmaların 20'den fazla akademisyenden oluşan çok merkezli uluslararası ağlarla ölçeğinin büyütülmesi (scaling up) önerilmektedir. İkinci olarak, Bourdieucu veya Foucaaultcu klasik modellerin ötesine geçilerek kuramsal çoğulculuğun sağlanması ve Kuzey Küre merkezciliğinin kırılarak Küresel Güney ile eşitlikçi, yatay iş birliklerinin (horizontal collaborations) kurulması gerektiği vurgulanmaktadır.
Tartışma ve sonuç bölümünde, ortaya konulan önerilerin önceki literatürle ilişkisi kurulmakta ve büyük veri (big data) ile biyo-sosyal araştırmalara dönük eleştirel bir çerçeve çizilmektedir. Yazarlar, büyük veri yöntemlerinin tek başına toplumsal gerçekliği açıklayamayacağını, kuram odaklı sosyolojik çözümlemenin vazgeçilmez olduğunu savunmaktadır. Spor sosyolojisinin, epigenetik ve spor tıbbı ile iş birliği yaparak 'spor yapan bedenin' biyolojik ve sosyal etkileşimlerini inceleme potansiyeline sahip olduğu belirtilmektedir. Türk araştırmacılar için bu çalışma; tez ve makale tasarımlarında disiplinlerarası ölçek büyütme modelleri geliştirmek, Küresel Güney perspektiflerini literatür taramalarına entegre etmek ve sporun toplumsal dinamiklerini eleştirel bir kuramsal derinlikle ele almak açısından temel bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, bütüncül bir eleştirel sosyolojik yaklaşımı benimsemekte; Max Weber'in değer tarafsızlığı ve eleştirel analiz ilkeleri, Auguste Comte'un disiplinler hiyerarşisi, Alvin Gouldner'ın sosyoloji krizi analizi ve Roland Robertson'ın küre-yerelleşme (glocalization) kuramı ile diyalog kurmaktadır. Ayrıca Bourdieu, Foucault, Elias ve Luhmann gibi temel toplumsal kuramcıların spor sosyolojisindeki mirası eleştirel bir süzgeçten geçirilmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Spor sosyolojisinin 1960'lardan günümüze uzanan tarihsel gelişimi ele alınmakta; Elias ve Dunning, Edwards, Heinilä, Kenyon ve Loy, Lüschen gibi kurucu isimlerin çalışmaları değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra epistemolojik bazda biyo-sosyolojik etkileşimler, disiplinlerarasılık, etik kurulların sosyal bilimler üzerindeki denetim baskısı ve büyük veri (big data) araştırmalarının getirdiği metodolojik sınırlar literatür bağlamında tartışılmaktadır.
01Spor sosyolojisi; bir sosyal bilim dalı, bir sosyoloji disiplini ve bir alt disiplin olarak üç farklı düzeyde çevreleşme ve akademik marjinalleşme baskısıyla karşı karşıyadır(Giulianotti & Thiel, 2023).
02Sporun bilimsel araştırmalarda 'değersiz' bir nesne olarak görülmesi, zihni bedenden üstün tutan Kartezyen düalizmin akademik düşüncedeki köklü tarihsel mirasından kaynaklanmaktadır(Giulianotti & Thiel, 2023).
03Sosyoloji disiplini, eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi toplumsal adalet temalarını henüz kurumsallaşmadan önce gündeme getiren öncü (avant-garde) bir yapıya sahiptir(Giulianotti & Thiel, 2023).
04Spor sosyologlarının araştırma ekiplerini genişleterek ve konum çeşitliliğini artırarak ölçek büyütmeleri, doğa bilimleriyle fon rekabetinde ve politika üretiminde daha etkili olmalarını sağlayacaktır(Giulianotti & Thiel, 2023).
05Kuramsal yenilik ve çeşitlilikteki eksiklik disiplini durağanlaştırabilir; bu nedenle Bourdieu veya Foucault gibi klasikleşen dörtlüye olan aşırı bağımlılığın yeni çerçevelerle aşılması elzemdir(Giulianotti & Thiel, 2023).