Üretken yapay zekâ (ÜYZE) teknolojileri, günümüzün en karmaşık ve ileri düzey yeniliklerinden biri olarak kabul edilmekte, sağlık ve turizm gibi birçok sektörü dönüştürmenin yanı sıra yükseköğretim kurumlarında da köklü değişimlere yol açmaktadır. Bu teknolojiler, öğrenme süreçlerine müfredat tasarımı, öğretim asistanlığı ve kişiselleştirilmiş geri bildirim sağlama gibi yeni boyutlar kazandırmaktadır. Ancak, ÜYZE'nin eğitim ortamlarına entegrasyonu, dijital eşitsizliği artırma, veri gizliliği ihlalleri, telif hakkı sorunları, yanlış bilgi üretimi ve akademik dürüstlüğün zedelenmesi gibi bir dizi ciddi zorluğu da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, yükseköğretim öğrencilerinin ÜYZE'ye yönelik kabul düzeyleri ve kullanım alışkanlıklarının derinlemesine anlaşılması, bu teknolojinin üniversite ortamlarında etik, etkili ve sorumlu bir şekilde uygulanabilmesi için hayati bir araştırma sorununu temsil etmektedir. Çalışma, bu kapsamlı değerlendirme ihtiyacına yanıt vermeyi hedeflemektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki yükseköğretim öğrencilerinin üretken yapay zekâya yönelik kabul düzeylerini ve kullanım kalıplarını nicel bir yaklaşımla incelemektir. Araştırma, ÜYZE'nin eğitim süreçlerine entegrasyonunda karşılaşılabilecek potansiyel fırsat ve tehditleri belirlemeyi, aynı zamanda dijital dönüşümü yönetmek ve pedagojik stratejiler ile etik politikalar geliştirmek için öğrencilerin kullanım alışkanlıklarına dair kapsamlı bir bakış açısı sunmayı hedeflemiştir. Bu amaca ulaşmak için, bir devlet üniversitesinden ön lisans ve lisans düzeyinde öğrenim gören 318 öğrenciden oluşan kolayda örneklem grubu üzerinde anket yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Birleşik Teknoloji Kabul ve Kullanım Teorisi (UTAUT) modeline dayalı Üretken Yapay Zekâ Kabul Ölçeği ile kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testleri, tek yönlü ANOVA ve korelasyon analizi teknikleri ile analiz edilmiştir. ÜYZE kullanmayan 139 öğrencinin verileri kabul ölçeği analizlerinden çıkarılmıştır.
Araştırma bulguları, yükseköğretim öğrencilerinin üretken yapay zekâ teknolojilerine genel olarak yüksek düzeyde kabul gösterdiğini ortaya koymuştur. Öğrencilerin yarıdan fazlasının en az bir ÜYZE aracı kullandığı ve ChatGPT'nin en yaygın araç olduğu belirlenmiştir. ChatGPT'yi 153 öğrenci (%48,1), Gemini'yi 33 öğrenci (%10,4) kullanırken, diğer araçların kullanım oranları çok daha düşük kalmıştır. Öğrencilerin ÜYZE'yi başlıca araştırma ve bilgi toplama (%67,8) ile eğitim ve ödev yapma (%43,6) amaçlarıyla kullandıkları tespit edilmiştir. ÜYZE kabul düzeylerinin cinsiyet, not ortalaması veya akademik yıl açısından anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Ancak, ön lisans ve lisans öğrencileri arasında sosyal etki puanlarında lisans öğrencileri lehine anlamlı bir fark gözlemlenmiştir. Ayrıca, sosyal medya kullanım sürelerinin performans beklentisi alt boyutunda anlamlı bir farklılaşma gösterdiği, ancak bu farklılaşmanın post hoc testlerinde istatistiksel olarak anlamlı gruplar arası fark yaratmadığı belirtilmiştir. Genel kabul puanı ise sosyal medya kullanım süresine göre farklılaşmamıştır.
Bu araştırma, öğrencilerin üretken yapay zekâya yüksek kabul düzeyleri sergilediğini ve bu kabulün özellikle performans beklentisi boyutunda güçlü olduğunu göstererek mevcut literatürle uyumlu önemli sonuçlar sunmaktadır. Çalışmanın cinsiyet, akademik yıl ve not ortalaması gibi demografik faktörlerin ÜYZE kabulünü belirlemediğini ortaya koyması, ilgili alandaki çelişkili bulgulara yeni bir bakış açısı getirmektedir. Özellikle ön lisans ve lisans öğrencileri arasındaki sosyal etki farklılığı, öğrencilerin eğitim seviyeleri ilerledikçe akran ve sosyal çevrelerinden daha fazla etkilendiğini işaret etmektedir. Bu bulgular, üniversitelerin ÜYZE'nin etik ve sorumlu kullanımına yönelik politikalar ve yönergeler geliştirmesinin gerekliliğini vurgulayarak, eğitim yöneticileri ve politika yapıcılar için değerli içgörüler sunmaktadır. Ayrıca, çalışma, ÜYZE'nin eğitimdeki potansiyelini anlamak ve bu potansiyeli maksimize etmek için kültürel ve kurumsal bağlamlara özgü stratejiler geliştirilmesi gerektiğini, böylece literatürdeki uluslararası bulguların Türkiye bağlamında nasıl tezahür ettiğini ortaya koymaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, teknoloji kabulünü açıklamak için üç ana kuramsal çerçeveden yararlanmıştır. Davis'in (1989) Teknoloji Kabul Modeli (TAM), kabulü algılanan kullanım kolaylığı ve faydalılık ile ilişkilendirir. Rogers'ın (1983) Yeniliklerin Yayılımı Teorisi, yeni teknolojilerin topluma yayılma süreçlerini ve benimseyenlerin özelliklerinin etkisini inceler. Venkatesh ve diğerlerinin (2003) Birleşik Teknoloji Kabul ve Kullanım Teorisi (UTAUT) ise performans beklentisi, çaba beklentisi, kolaylaştırıcı koşullar ve sosyal etkinin davranışsal niyeti ve nihayetinde gerçek kullanımı doğrudan etkileyen dört temel yapı olduğunu öne sürer. Bu araştırma, üretken yapay zekâ kabul ölçeğinin UTAUT modeli temel alınarak geliştirilmiş olmasından dolayı, özellikle UTAUT çerçevesini benimsemiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Literatür taraması, üretken yapay zekânın eğitimdeki dönüştürücü etkisini, dil eğitimi, uzaktan öğrenme ve matematik eğitimi gibi çeşitli alt alanlardaki entegrasyonunu vurgulamaktadır. Lim ve arkadaşları (2023) tarafından ortaya konan paradokslar (faydalı ama riskli, yetkin ama bağımlı, erişilebilir ama kısıtlayıcı, yasaklansa bile popüler) teknolojinin çift yönlü doğasını ele alır. Ayrıca, ÜYZE'nin müfredat tasarımı, öğretim asistanlığı, kişiselleştirilmiş öğrenme ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirme potansiyelini özetlerken; dijital eşitsizlik, veri gizliliği, telif hakları ve akademik dürüstlük riskleri gibi mevcut zorlukları da tartışmaktadır. Mevcut literatür, öğrencilerin ÜYZE'ye yönelik yüksek kabul düzeylerini, kullanım amaçlarını ve kabulü etkileyen algılanan faydalar, kullanım kolaylığı, davranışsal niyetler ve teknolojik yeterlilik gibi faktörleri ortaya koymaktadır.